KUR'AN KISSALARINA DAİR BİR DEĞERLENDİRME
KUR'AN KISSALARI BİRER HİKAYEDEN Mİ İBARETTİR? Son dönemlerde birtakım yazarlar, Ashab-ı Kehf olayı gibi Kur’an kıssalarını tarihi gerçekliği bulunmayan hikâyeler olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar. Bu sebeple kıssa konusuna kısaca da olsa değinmek yerinde olacaktır.
Kanaatimizce kıssalarda anlatılan hadiseler, şahıslar, dekorlar ve motifler çerçevesinde ütopik unsurlara yer yoktur. Bir tarih sosyolojisi ve toplum düzeneği çıkarmada kıssalardan beklenen büyük rolü besleyen damar ve kaynak da, onun bu gerçekliği ve fenomenler ile olan içiçeliğidir. Kıssalarda hayale yer olmadığı gibi mübalağaya ve abartıya da yer yoktur. O, vakıanın geri planıyla birlikte nasıl ise, aynen öylece bir tasvirdir. Kıssaların karşıtı olarak telakki edilecek olan mitoloji ve hurafeler ise, tarihsel bir zemine istinad eden kurgular olmayıp tamamıyla bireysel ya da kolektif şuur tarafından yapılanmış tasarımlardır. (Bk., Kılıç, Tarihsellik ve Akılcılık Bağlamında Kur’an’ı Anlama Sorunu, İhtar Yayıncılık, İstanbul 1999, s. 44-46)
Kıssalar konusundaki yerleşik inanç, Batı dünyası için de aynı paraleldedir. Nitekim Kutsal Kitap Hermenötiğiyle ilgili II. Deklerasyon’un (Chicago, 13 Kasım 1982) 17. Maddesinde şöyle denir: “Kutsal Kitap tabiat, tarih ya da başka herhangi bir konuda konuştuğu zaman hakikati söyler. Bazı durumlarda Kutsal Kitap dışı veriler, onun bildirdiği şeyi açıklamada ve yanlış yorumları düzeltmede yararlıdır…” (Özcan, Teolojik Hermenötik, s. 65) Kıssalara nasıl yaklaşılması gerektiğini anlatan Gerard Bruns, Kabil’in Habil’i öldürmesi kıssasını şu bakış açısıyla değerlendirmektedir: “Mesela, diğer şeyler yanında, Kabil’in kalkıp kardeşi Habil’i öldürdüğünü bir vakıa olarak belirten bir Kabil ile Habil öyküsü var olmadan, Kabil ile Habil öyküsünün ne alegorik, ne de başka herhangi bir tür okunuşu söz konusu olamaz ve bu Kabil’in Habil’i öldürdüğü anlatısal gerçeğinin yoruma kapalı olduğu anlamına gelir. Söz konusu öykü, anlatının pragması veya konusu, yani gerçekleşen şeydir. O halde sorun, gerçekleşen şeyin nasıl değerlendirileceğidir.” (Bruns, Antik Hermenötik, s. 150–151)
Aynı zaviyeden bakacak olursak, “Kur’ani tarih perspektifinin tespitinde ‘kıssa’ kelimesi, odak bir kelime niteliğindedir. Tarihi oluş içinde cereyan etmiş olan ve genel insanlık ve toplum yasalarına dikkat çeken olayların ilahi teşhisler, tespitler ve zımni direktifler içererek sunulması olgusuna dikkat çeken ‘Kur’an Kıssaları’, adı ve başlığı konulmamış bir tarih felsefesi ve yorumu, bir tarih diyalektiği konumundadır.” (Kılıç, İslam’da Sembolik Dil, s. 163) Zira “Kur’an kıssaları, asla salt hikaye olsun diye anlatılmamışlardır. Tam tersine öğüt, örneklendirme, uyarma, hakkı kabul ettirme, anlaşılmasını sağlama, eleştirme ve tehdit etme amacıyla sunulmuşlardır.” (Derveze, Kur’anu’l-Mecid, s. 140)
Kıssalar konusu bağlamında, Kur’an’ın hakkaniyet ve sıdk vasfını yaralamayı amaçlayan iddiaları ilk olarak bazı müsteşriklerde görmekteyiz. Rudi Paret’e göre Peygamber, Kitab-ı Mukaddes’in kıssalarının sadık bir aktarıcısı olmanın ötesinde bir şeylerin peşindeydi. Peygamber, bu kıssaları kendi anlayış ve görüşü doğrultusunda kullanmak istiyordu. Paret’in konu hakkındaki bazı görüşleri şu şekildedir: “Onun vecd halindeyken duyumladığı şeyler, Arapça elbisesine bürünmüş ve onunla yeni bir birliğe dönüşmüş bulunmaktadır. Muhammed için, kalp gözünden çok bir kalp kulağından söz edilebilir. Onun yaşadığı bu tecrübe görsel değil, işitseldir. O gerek Peygamberî ilhama özgü vecd halindeyken, gerekse duyumsadıklarını dilsel kalıplara dökerken sahip olduğu yüce duygular içerisindeyken, artık bu anlattığı hikayelerin ham maddesini şifahî olarak öğrenmiş, kendine mal etmiş ve hazmetmiş olduğunu tamamen unutmaktadır. (Paret, Kur’an Üzerine Makaleler, s. 59); “Muhammed’in, tebliğinin tarihsel içeriğini, özellikle de Kitab-ı Mukaddes kıssalarını bütün ayrıntılarına varıncaya kadar açıkça çağdaşı bilirkişilerden öğrenmiş olmasına rağmen, bu konuda doğrudan Allah tarafından bilgilendirildiğine kani olması bize olağanüstü ilginç gelmektedir.(Paret, a.g.e., s. 70; Ayrıca ayrıntılı bilgi için bk., Paret, a.g.e., 59-127)
Bu yaklaşımın bir yansımasını da W. Montgomery Watt’ta görüyoruz. Ona göre Kur’an’ın kıssalar konusunda esas amacı, dersler ve ibretler çıkarmaktır. Bu nedenle Kur’an’da “Yahudilerin Üzeyr’i Allah’ın oğlu olarak kabul ettikleri veya İsa’nın çarmıha gerilmediği gibi yanlışlar, yer alabilmiştir. (Bk., Watt, Hz. Muhammed’in Mekke’si Kur’an’da Tarih, s. 86,) Kendi ifadeleriyle şöyle demektedir: “Yahudi ve Hıristiyanlıkla ilgili olarak Kur’an’daki bazı ifadeler açıkça yanlıştır. Bu yukarıda da izah edildiği gibi, Mekkelilerin bu tür inançlara sahip olmaları ve Allah’ın da mevcut inançlarını esas alarak onlara hitap etmesi yüzündendi. Çünkü Kur’ani mesaj onların bu tür inançlarını düzeltmeden de iletilebilirdi.” (Watt, a.g.e., s. 84)
Aynı anlayışın yankıları niteliğindeki yorumlar daha sonra İslam dünyasında baş göstermiştir. Kıssaların tarihselliği tezi, İslam dünyasında Muhammed Ahmed Halefullah (1916–1997) gibi yazarlar tarafından iddialı bir şekilde gündeme getirilmiştir. (Bk., Yiğit, Hermeneutik Yöntem Ve Usul-İ Fıkhın Kat’i-Zanni Diyalektiği, s. 168-169)
Konu hakkında “el-Fennu’l-Kasasi Fi’l-Kur’ani’l-Kerim” isimli bir eser yazan Halefullah’ın bazı görüşleri şu şekildedir: “Gerek tarihsel açıdan ve gerekse Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispatlaması yönünden, Kur’an kıssalarındaki bilgilerin doğruluk ve sıhhatinin ölçütü, Ehl-i Kitabın bildiği bilgilere uygun olmasını gerektirmektedir.” (Halefullah, Muhammed Ahmed Halefullah, Kur’an’da Anlatım Sanatı el-Fennu’l-Kasasî, Çeviri: Karataş, Şaban, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2002, s. 53) “Kur’an’ın Ashab-ı Kehf kıssası konusundaki tutumu, tarihsel realiteyi anlatmayan, ancak bazen realiteye mutabık olan ve bazen de mutabık olmayan, Yahudilere ait sözleri anlatan kişinin tutumundan ibarettir. Bu yüzden, realiteyle ters düştüğü biçiminde, bu kıssaya herhangi bir itiraz yöneltilmesi doğru değildir. Çünkü olayın gerçek yüzünü araştırmak, Kur’an’daki kıssaların amaçlarından değildir.” (Halefullah, a.g.e., s. 89) “Tarihsel kıssada, rasyonel gerçeklik ve tarihsel anlatım yoktur, sanatsal veya edebi gerçeklik vardır.” (Halefullah, a.g.e., s. 168) “Sanal olaylar içerisinde, olayların kahramanlarına söylemediklerini söyletmek, birçok büyük tefsir aliminin uygun gördüğü bir konudur.” (Halefullah, a.g.e., s. 186) “Temsili kıssada, olayların mutlaka yaşanmış olması gerekmediği gibi, kahramanların mutlaka yaşamış olması ve diyalogların gerçekleşmiş olması da gerekmeyebilir.” (Halefullah, a.g.e., s. 188) “Kur’an, cahiliye Araplarının inandıkları ve iddia ettikleri şeyler üzerine nazil olmuştur, bu da gösteriyor ki Kur’an kıssalarında geçen bütün olay ve haberlerin, tarihsel açıdan vuku bulması şart değildir.” (Halefullah, a.g.e., s. 287)
Bu tür iddialara en güzel cevabı yine Kur’an-ı Kerim’da bulmaktayız: “İnkâr edenler, bu (Kur’an) yalandan başka bir şey değildir, (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti, dediler. Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ettiler. Ve dediler ki, bu öncekilerin uydurduğu masallardır, onları yazdırmış olup sabah-akşam kendisine okunmaktadır. De ki, onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen (Allah) indirdi. Doğrusu O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Furkan, 25/4–6) “Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman, ‘öncekilerin masalları’ dedi. Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vurup işaretleyeceğiz.” (Kalem, 68/15–16) Zaman zaman kıssalardan sonra, bu kıssaların gayb haberlerinden olduğu, bu olaylar vuku bulduğunda Hz. Peygamberin orada hazır bulunmadığı vurgulanmaktadır: (Hz. Zekeriya ve Meryem’in kıssaları anlatıldıktan sonra:) “Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i hangisi sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kura atarlarken sen onların yanlarında değildin, çekişirlerken de yanlarında değildin.” (Al-i İmran, 3/44) (Hz. Yusuf’un kıssası anlatıldıktan sonra:) “Bu anlatılanlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarını verip o hileli düzeni kurarlarken, sen yanlarında değildin.” (Yusuf, 12/102) (Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bk., Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, Esra Yayınları, s. 439-446)
Maşallah Turan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder